Ebeveynlere destek

Nasıl iyi bir ebeveyn olunur?

Çocuk yetiştirme biçimini çoğu zaman anne babanın doğru, arzu edilir ya da önemli bulduğu şeyler şekillendirir. Bu süreçte kendi istekleri ve beklentileri, çocuğun duygularının, ihtiyaçlarının, becerilerinin ve yapabileceklerinin önüne geçebilir. Bu nedenle ebeveynlik yaklaşımımızı anlamak, basit ama önemli bir sorgulamayla başlar: Çocuğumuzu bütün özellikleriyle kabul ediyor muyuz, kendi kişiliğini ortaya koymasına izin veriyor muyuz ve ondan çok fazla şey beklediğimiz, gereğinden sert tepki verdiğimiz, gereksiz yere taviz verdiğimiz ya da kuralları değiştirdiğimiz anların farkında mıyız? Bu sorulara verdiğimiz yanıtlar, çocuğumuzla nasıl bir ilişki kurduğumuzu ve yetiştirme biçimimizi onun gerçek ihtiyaçlarına uyarlamaya ne kadar hazır olduğumuzu gösterir.

Nasıl iyi bir ebeveyn olunur?
İçindekiler

Ebeveynliğin temelinde duygusal yakınlık vardır

Çocuğun büyüdüğü ortam, gelişimini güçlü biçimde etkiler. Aile ilişkilerindeki sıcaklık, kabul edildiğini hissetmesi ve anne baba ile çocuğun birbirlerine duygularını ifade etme biçimleri bu açıdan özel bir önem taşır. Bu duygusal bağ, yalnızca çocuğun kendi ailesinde nasıl hissettiğini belirlemez. İnsanlar arasındaki ilişkileri nasıl anladığını da şekillendirir. Çocukluk deneyimleri, ileride kendisi de anne ya da baba olduğunda kendi çocuklarını yetiştirme biçimini etkileyebilir. Yine de ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkinin niteliği, yalnızca ebeveynin özelliklerine ve davranışlarına bağlı değildir. Çocuk, doğumdan itibaren bu ilişkinin etkin bir tarafıdır. Mizacı, tepki verme biçimi ve kendine özgü ihtiyaçları da yetişkinlerin davranışlarını etkiler. Bu yüzden her çocukla kurulan ilişki kendine özgü biçimde gelişir.

Aynı yetiştirme biçimi neden her çocuğa uygun değildir?

İki ya da daha fazla çocuğu olan anne babalar, yaşadıkları deneyimlerin ne kadar farklı olabildiğine çoğu zaman şaşırır. Bir çocuk günlük yaşamda büyük güçlükler yaşamadan büyürken bir diğeri çok daha fazla ilgi, uyum sağlama çabası ve sabır gerektirebilir. Bir çocukta çok iyi sonuç veren bir yöntem, diğerinde tamamen etkisiz kalabilir, hatta tam tersi bir tepkiye yol açabilir. Bu farklılıklar olağandışı değildir. Çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren pek çok özellik bakımından birbirinden ayrılır. Bu özelliklerin bazıları büyük ölçüde doğuştan gelir ve yetiştirme biçimiyle önemli ölçüde değiştirilemez. Mizaç, bedensel özellikler, cinsiyet, sağlık durumu ve uyum sağlama becerisi; çocukların davranışlarını ve anne babalarının onlara yaklaşımını etkileyen etkenlerden yalnızca birkaçıdır. Bazı bebeklerin uyku ve beslenme düzeni nispeten öngörülebilirdir; genellikle keyifli ve sağlıklıdırlar, günlük bakıma kolayca uyum sağlarlar. Anne babaların bu bebeklerin ihtiyaçlarını fark etmesi ve karşılaması daha kolaydır. Bazı bebekler ise sık ağlar, kolayca huzursuzlanır ve anne babanın ayak uydurmakta zorlandığı kendilerine özgü bir beslenme ve uyku ritmine sahiptir. Davranışları öngörülemez görünebilir; düzenli bir günlük rutin oluşturma çabaları her zaman beklenen sonucu vermez. Böyle bir günlük yaşam, anne için çok yorucu hâle gelebilir. Sürekli yorgunluk ve gerginlik bazen hayal kırıklığına ve kendi yeterliliğini sorgulamaya dönüşür. Buna çevrenin anlayışsızlığı, özellikle de bebeğin ağlamasına yönelik eleştiriler eklendiğinde annenin ebeveynliğiyle ilgili kuşkuları daha da güçlenebilir. Yine de bir çocuğun diğerinden daha fazla ilgi ve sabır gerektirmesi, tek başına anne babasının onu daha kötü yetiştirdiği anlamına gelmez. Çocukların davranışlarını anlamada, aralarındaki bireysel farklılıkları dikkate almak önemlidir.

Çocuğun ihtiyacı kusursuz bir ebeveyn değildir

Kusursuz ebeveynliğin tek bir tarifi yoktur; çocuğun da hiç hata yapmayan bir yetişkine ihtiyacı yoktur. Çok daha önemli olan, yanında kendisini seven, anlayan ve ona yol gösteren; aynı zamanda henüz tek başına veremediği kararların sorumluluğunu üstlenen bir ebeveynin bulunmasıdır. Ebeveynlik; yol göstermeyi, sınır koymayı ve çocuğun iyiliğini gözetmeyi içerir. Çocuk da yapabilecek düzeye geldiği işlerin sorumluluğunu yavaş yavaş üstlenmeyi öğrenir. Her ebeveynin hayata dair kendi inançlarına ve kendine özgü bir çocuk yetiştirme biçimine sahip olma hakkı vardır. Ancak sabır ve tutarlılık, bu yaklaşıma çocuğun güvenebileceği bir istikrar kazandırır. Günlük ilişki içinde anne babasına güvenmeyi öğrenen çocuk, kendisine ve becerilerine de daha kolay güven duyar. Bu deneyimler, başkalarına duyduğu güveni de zamanla şekillendirir ve ileride olgun, sorumluluk sahibi bir insan olmasının önemli temellerinden birini oluşturur. Kaynak metin, çocuğun belirgin gelişim güçlükleri yaşamadan büyümesini başarılı ebeveynliğin göstergelerinden biri olarak sunar. Ancak böyle bir değerlendirme, ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkinin kendisini anlamanın yerini tutmaz.

Çocuğu kabul etmek, onu olduğu gibi tanımaktır

Anne baba sevgisi, yalnızca günlük ihtiyaçları karşılamakla gösterilmez. İsteklerimize ve beklentilerimize her zaman uymayan özellikleriyle çocuğu ayrı bir birey olarak kabul edebilmek de bu sevginin bir ifadesidir. Hareketli bir çocuğun sürekli sakin ve içine kapanık olmasını beklemek gerçekçi değildir. Aynı şekilde, temkinli ve daha ürkek bir çocuktan her durumda dışa dönük, hızlı ve hemen karşılık vermeye hazır olması beklenmemelidir. Kabul etmek, çocuğu zihnimizdeki ideal çocuk kalıbına uydurmaya sürekli çalışmak yerine onun doğasına saygı duymaktır.

Çocuk, anne babasının sevgisini hissetmediğinde

Duygusal ilgisizlik, soğuk ve kayıtsız bir tutumdan çocuğa karşı belirgin bir hoşnutsuzluğa kadar farklı biçimler alabilir. Anne baba sevgisinin eksikliği, çocuk için katlanılması zor bir durumdur. Burada belirleyici olan yalnızca anne babanın ne hissettiği değil, çocuğun onların sevgisini ne ölçüde fark edebildiği ve yaşayabildiğidir. Anne baba çocuğunu içtenlikle sevse de iş yükü, kaygılar ya da başka sorunlar yüzünden bu sevgiyi yeterince gösteremeyebilir. Her gün çocuğun ihtiyaçlarıyla ilgilenseler bile dikkatleri sürekli başka sorumluluklara yönelmiş olabilir. Çocuk bu durumda anne babasının bedenen yanında, duygusal olarak ise uzakta olduğunu hissedebilir. Akıllarının başka yerde olduğunu fark eder; yaşadıklarının, hissettiklerinin ya da paylaşmak istediklerinin onların ilgisini çekecek kadar önemli olmadığı sonucuna varabilir. Anne babanın sevgisi gerçekte var olsa bile çocuk, onlara duygusal olarak ulaşamadığını hissettiğinde acı duyabilir.

Anne babadan ayrı kalmak ve reddedilmiş hissetmek

Bazı anne babalar çocuklarına rahat bir hayat sunmak için çok çaba harcar, ancak doğrudan bakımın büyük bölümünü başkalarına bırakır. Çocuk günlerini kendisine bakan kişilerle, hafta sonlarını ve tatillerini ise akrabalarının yanında geçirebilir. Bazı ailelerde, zorunlu bir neden olmadığı hâlde çocuğun yıllarca büyükannesinin ve büyükbabasının yanında yaşadığı da olur. Kaynak metin özellikle yaşamın ilk yıllarında uzun süre ayrı kalmaya dikkat çeker ve bunu ileride duygusal yakınlık ve güven kurmada yaşanabilecek güçlüklerle ilişkilendirir. Bu anlatıma göre çocuk, önceki ayrılığı reddedilme olarak yaşadığı için anne babasının yanına döndüğünde onlarla ihtiyaç duyduğu ilişkiyi kurmakta zorlanabilir. Çocuk, anne babasının yeterince ilgi göstermemesinden kendisini sorumlu tutmaya da başlayabilir. Ayrılığa yol açan koşulları anlamak yerine, sevilmeyi hak edecek kadar iyi, akıllı, söz dinleyen, başarılı ya da güzel olmadığı sonucuna varabilir. Bu tür inançlar, çocuğun öz güvenini ve kendi becerilerine ilişkin algısını zedeleyebilir. Kendisini güvende hissetmeyen çocuk, anne babasının dikkatini çekmenin ve sevgisini kazanmanın yollarını aramaya başlayabilir. Bu durum bazen yoğun öfke nöbetleri, saldırgan davranışlar, yemek yemeyi ya da konuşmayı reddetme şeklinde ortaya çıkar. Kaynak metindeki anlatıma göre bu girişimler istenen yakınlığı sağlamadığında tepkiler daha da belirginleşebilir; yoğun saldırganlığa ya da tersine içe kapanmaya ve sosyal olarak kendini soyutlamaya kadar varabilir. Bu sonuçlar, her ayrılığın kaçınılmaz sonucu olarak görülmemelidir. Bunlar kaynakta anlatılan olası örüntülerdir; ne ölçüde genellenebileceklerinin uzmanlarca değerlendirilmesi gerekir.

Bir ebeveyn kendi çocuğunu kabul etmekte neden zorlanabilir?

Çocuğu duygusal olarak reddetmenin nedenleri karmaşık olabilir; anne babalar da çoğu zaman davranışlarını neyin etkilediğinin tam olarak farkında değildir. Olası nedenlerden biri, ebeveynin kendi çocukluğudur. Kendisi yeterince kabul görmemiş bir ebeveyn, kendi anne babasının davranış örüntülerini farkında olmadan tekrarlayabilir. Bazen kişinin kendi anne babasına karşı çözümlenmemiş öfke ve düşmanlık duyguları, çocuğuyla ilişkisine yansır. Bazen de yetişkin, kendisinde kusur olarak gördüğü özellikleri çocuğunda fark eder ve bu özelliklere karşı olumsuz bir tutum geliştirir. Ebeveynin çocuğu kullanarak diğer ebeveyni incitmeye çalışması, bu davranışın özellikle ağır bir biçimidir. Yetişkinler arasındaki çözümlenmemiş çatışmaların çocukla ilişkilerine yansımaya başladığı ayrılık ya da boşanma süreçlerinde bu tür davranışlar görülebilir. Bu örneklerin ortak noktası, aslında yetişkinlere ait deneyimlerin, duyguların ve çatışmaların duygusal sonuçlarını çocuğun yaşayabilmesidir.

Çocuk yetiştirmede tutarsızlık: Ebeveynin ruh hâline göre değişen kurallar

Anne babasının tepkileri belli bir tutarlılık taşıdığında çocuk sınırları daha kolay anlar. Sürekli değişen kurallar ise güvensizlik ve kafa karışıklığı yaratabilir. Tutarsız bir yetiştirme biçimi, özellikle anne baba günlük sorumlulukların altında ezildiğinde, tükendiğinde ya da yeterince zamanı ve sabrı kalmadığında ortaya çıkabilir. Sürekli yorgun olan bir anne, normalde tepki vermediği bir davranış yüzünden çocuğunu cezalandırabilir; ertesi gün ise daha önce yasakladığı aynı şeye izin verebilir. Bazen bu tavizin tek nedeni biraz soluklanmak ya da bir işi bölünmeden bitirmek istemesidir. İş nedeniyle çocuklarıyla az zaman geçiren babalarda da benzer bir durum görülebilir. Birlikte geçirilen zamanda çatışmadan kaçınmak için, çocuğun davranışları kendilerini bunaltmaya başlayana kadar hemen her şeye izin verebilirler. O noktada küçük bir olay bile ani ve aşırı ağır bir cezaya yol açabilir. Çocuk, aynı şeye neden bazen izin verildiğini, bazen de ceza verildiğini anlamakta zorlanır. Hem kuralları doğru anladığına hem de anne babasının tepkilerini öngörebileceğine duyduğu güveni yavaş yavaş kaybeder. Bu kafa karışıklığına korku ve anne babasının sevgisinin gerçekten sürekli olup olmadığına dair kuşkular eşlik edebilir. Kaynak metin, çocuğun bu duygulara karşı kendisini çeşitli davranış sorunları ve nevrotik olarak adlandırılan tepkilerle savunabileceğini anlatır.

Ebeveynin hata yapma hakkı ve hatasını kabul etme sorumluluğu vardır

Hiçbir ebeveyn her zaman tamamen tutarlı davranamaz. Ara sıra haksız davranmak, yanlış karar vermek ya da yorgunluğun etkisiyle tepki göstermek, gerçek aile yaşamının bir parçasıdır. Çocuğun böyle bir durumu nasıl yaşadığını değiştirebilecek şey, ebeveynin kendi hatasını kabul etmeye hazır olmasıdır. Özellikle yetişkin kendi davranışı için çocuğu suçlamak yerine sorumluluğu açıkça üstlendiğinde, çocuk anne babasının hata yaptığını ya da tutarsız davrandığını anlayabilir. Böylece ara sıra yapılan bir hatanın, ilişki içinde oluşan güveni zedelememesi mümkün olur.

Anne ve babanın kuralları farklı olduğunda

Tutarsızlık yalnızca bir ebeveynin davranışlarında görülmez. Anne ve babanın çocuk yetiştirme konusunda anlaşamamasından da kaynaklanabilir. Ebeveynlerin farklı görüşleri olması, tek başına en büyük güçlük olmak zorunda değildir. Özellikle anne baba bu farklılıkları karşılıklı olarak kabul edip saygıyla karşıladığında çocuk, ikisinin de tamamen aynı yaklaşımı benimsememesine uyum sağlayabilir. Yetiştirme konusundaki görüş ayrılıklarının yol açtığı çatışmalar çok daha büyük bir sorun oluşturabilir. Bir ebeveynin yasakladığı şeye diğeri hemen izin verirse çocuk, doğal olarak daha çok taviz veren ebeveyne yönelir. Ancak bu durum yalnızca daha yumuşak davranan ebeveynin lehine işlemez. Kaynak metindeki açıklamaya göre çocuk, kararlarını artık güvenilir bulmadığı için her ikisine duyduğu güveni de kaybedebilir. Bu nedenle anne babanın tamamen aynı düşünmesi gerekmez. Çok daha önemli olan, aralarındaki görüş ayrılıklarının çocuk için sürekli bir çatışma ve güvensizlik kaynağına dönüşmemesidir.

Gerçekçi olmayan beklentiler: Çocuğun hayatı ebeveynin planına dönüştüğünde

Bazı anne babalar, çocuk daha kendi ilgi alanlarını ve becerilerini ortaya koyma fırsatı bulmadan çok önce onun geleceğini tasarlar. Her konuda başarılı olmasını, en iyi sonuçları almasını ve bireysel ihtiyaçlarına yeterince yer bırakmayan, önceden hazırlanmış bir plana göre gelişmesini beklerler. Böyle bir ilişkide çoğu zaman sürekli yönlendirme, öğüt verme ve taleplerde bulunma vardır. Çocuğun karşı çıkması kabul edilmez; beklentileri karşılayamaması cezayla sonuçlanabilir. Ebeveyn hemen her etkinliği planlar: Çocuğun ne zaman yemek yiyeceğine, uyuyacağına ve oynayacağına, ne giyeceğine ve kimlerle arkadaşlık edeceğine karar verir. Düzenli ve temiz olmaya, söylenen her şeyi tereddütsüz yapmaya özellikle önem verilir. Çocuktan her şeyden önce söz dinlemesi beklenir. İstekleri ve o anda yapabilecekleri çoğu zaman geri planda kalır; başarısı, anne babasının planlarına ne kadar uyduğuyla ölçülür. Bu çocuklar bazen çok erken yaşta yabancı dil öğrenmeye, müzik ya da bale derslerine veya başka düzenli etkinliklere katılmaya başlar. Ancak gelişimlerinin niteliğini yalnızca etkinlik sayısı belirlemez. Sorun, taleplerin çocuğun kaldırabileceğinden fazla olmasıyla ortaya çıkar.

Sürekli en iyi olma baskısının sonuçları

Sürekli yüksek başarı göstermek zorunda olan çocuk, her başarısızlığı anne babasını hayal kırıklığına uğratmak olarak yaşamaya başlayabilir. Beklentiler gerçek kapasitesini aştığında, kendisinden isteneni karşılayamadığı için engellenmişlik yaşar. Bu deneyim, önce yetersizlik, daha sonra da suçluluk duygusuna yol açabilir. Her konuda kusursuz olma baskısı, deneme yanılma ve yeni becerileri aşamalı olarak kazanma yoluyla gerçekleşen doğal öğrenme sürecine çok az alan bırakır. Kaynak metin, böylesine yüksek beklentilere dayanan ebeveyn planlarının çoğu zaman gerçekleşmediğini de vurgular. Harcanan çabaya ve sürekli kontrole rağmen çocuğun geleceği, önceden tasarlanan beklentilere uymayabilir.

Sürekli eleştiren ebeveynler

Bazı ebeveynler, çocuğun yaptığı herhangi bir şeyden memnun olduklarını neredeyse hiç göstermez. Çocuğun davranışından ya da başarısından memnun olsalar bile, takdir edilmenin onu şımartacağından veya çaba göstermekten vazgeçireceğinden korktukları için övgüden kaçınırlar. Bu ilişkide cesaretlendirmenin yerini sık sık kusur bulma, azarlama ve eleştirme alır. Çocuk, sözde daha akıllı, daha başarılı ya da daha iyi olan yaşıtlarıyla karşılaştırılır; bazen alaya alınır ya da küçümsenir. Sürekli olarak kendisinde olduğu öne sürülen eksikliklerle yüzleştirilmek, çocuğun öz güvenini zamanla zedeleyebilir. Çocuk, becerilerine güven geliştirmek yerine kendi değerinden kuşku duymaya başlar. Başkalarına göre kendisini daha beceriksiz ve daha başarısız hissedebilir; bu duyguya çoğu zaman kendinden memnun olmama da eşlik eder. Çabası ve iyi yaptığı şeyler nadiren takdir edilen çocuk, kendisine bakarken ve kendisini değerlendirirken de eleştirel bir tutum benimsemeye başlayabilir.

Aşırı koruyuculuk: İlgi ve bakım bağımsızlaşmayı sınırlamaya başladığında

Yaşamın ilk aylarında ve yıllarında çocuk büyük ölçüde yetişkinlere bağımlıdır. Ebeveynin onu korumaya, ona yardım etmeye ve ihtiyaçlarını karşılamaya hazır olması, bu dönemde bakımının vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak çocuk büyüdükçe yapabilecekleri de değişir. Giderek daha fazla şeyi kendi başına denemek ister; ebeveynin yardımı da bu gelişime ayak uydurmalıdır. Çocuk basit işleri üstlenmeye hazır olduğu hâlde ebeveynin ona hâlâ tamamen çaresizmiş gibi davranması sorun yaratır. Çocuk kendi başına yemek yemek, ayakkabılarını giymek ya da bir nesneye uzanmak ister, ancak ebeveyn onu sürekli durdurur. Çok küçük olduğunu, nasıl yapacağını bilmediğini, düşebileceğini ya da üstünü kirletebileceğini söyleyerek uyarır ve ardından işi onun yerine yapar. Bu tepkiler içten bir kaygıdan doğabilir, ancak çocuk aynı zamanda kendi becerilerini deneme fırsatından mahrum kalır. Yetişkinler, çocuğun kendi başına yapmayı öğrenebileceği işleri sürekli üstlenirse bağımsızlaşması zorlaşır. Çocuk anne babasına aşırı bağımlı kalabilir, yapabileceklerinden emin olamayabilir ve yeni deneyimler karşısında ürkek davranabilir.

Büyümesine izin verilmeyen çocuk nasıl tepki verir?

Sürekli gözetim altında olduğunu hisseden çocuk, anne babasının kısıtlamalarına güçlü bir direnç geliştirebilir. Bu direnç bazen evde öfke, aşırı talepler ya da söz dinlememe biçiminde ortaya çıkar. Aynı çocuk ev dışında ise son derece sakin, söz dinleyen, ürkek ve kendine güvensiz görünebilir. Böyle durumlarda çocuk, annesinin hep yanında olduğunu, hiçbir risk almasına izin vermediğini ve gerçekte neleri yapabildiğinden bağımsız olarak onu hâlâ küçük bir çocuk olarak gördüğünü düşünebilir. Kaynak metin, aşırı koruyuculuğu çocuğun çok talepkâr hâle gelmesi ve öncelikle kendi ihtiyaçlarına odaklanması olasılığıyla da ilişkilendirir. Arkadaşlık kurmada yaşanan güçlüklerden ve ileriki dönemlerde başkalarıyla iletişim sorunlarından da söz eder.

Ebeveynler neden aşırı koruyucu olur?

Çocuğun ebeveyninin hayatında özel bir yer tutmasının farklı nedenleri olabilir. Bazen çocuğun bir sağlık sorunu ya da belirli bir gelişim bozukluğu vardır; bu da anne babanın onu koruma ihtiyacını artırır. Bazı ailelerde ise çocuğun doğumu uzun süre beklenmiştir. Öncesinde gebe kalma güçlükleri, kısırlık ya da devamı için özel özen gerektiren bir gebelik yaşanmış olabilir. Bazen de anne babanın ilişkisi, çocuk doğmadan önce ciddi evlilik sorunlarıyla yıpranmıştır. Böyle koşullarda anne, önceki güçlüklerin, hayal kırıklıklarının ve karşılanmamış beklentilerin ardından çocuğun gelişini bir tür ödül olarak görebilir. Kaynak metinde bu anneler, son derece sorumluluk sahibi, ailelerine güçlü biçimde bağlı ve annelik bakımını üstlenme ihtiyacı belirgin kişiler olarak anlatılır. Betimlenen aile düzeninde babalar çoğu zaman karar alma sürecine daha az katılır; anne ve çocuk karşısında daha az otoriteye sahiptir. Bu durumda aşırı koruyuculuk, ebeveynin duygusal olarak çocuğa özellikle yoğun biçimde odaklanmasıyla ilişkili olabilir.

Koruyuculuk aşırı taviz vermeye dönüştüğünde

Aşırı koruyucu bir yaklaşımla büyüyen bazı çocuklar, annelerine karşı isyankâr, karşı gelen ve son derece talepkâr davranmaya başlar. Anne, çocuğunu memnun etmeye ya da çatışmadan kaçınmaya çalışırken giderek daha çok taviz verebilir; çocuk ise günlük durumların kontrolünü ele almaya çalışır. Verilen örneklerden biri, mağazada yaşanan bir durumdur. Çocuk kendisine bir şey alınmasını ister; istediğini elde edemeyince anne babasının kararını değiştirmek için şiddetle itiraz eder ve belirgin bir öfke patlaması yaşar. Ebeveyn bu sırada çaresiz görünür ve sürekli geri adım atarsa ilişkide çocuğun talepleri giderek artabilir, ebeveynin sınır koyma gücü ise giderek azalabilir.

Aşırı katılık: Söz dinlemek gelişimden daha önemli hâle geldiğinde

Katı bir çocuk yetiştirme yaklaşımı, çoğu zaman çocuğun ebeveynini sorgusuz sualsiz dinlemesi ve onun kurallarına uyması beklentisine dayanır. Bu durumda anne babalar, çocuğun yaşına göre olağan olan davranışları aşırı ölçüde kısıtlayabilir. Çığlık atmak, zıplamak, koşmak, bir yerlere vurarak ses çıkarmak ve hareketli oyunlar oynamak yetişkinleri yorabilir; ancak bunlar aynı zamanda çocuğun doğal ifade ve oyun biçimlerinin bir parçasıdır. Sorun, ebeveynin bu davranışları öncelikle bastırılması gereken bir itaatsizlik olarak görmesiyle ortaya çıkar. Aşırı katılık, çocuğun gelişim düzeyine uygun olmayan taleplerle de kendini gösterebilir. Örneğin üç yaşındaki bir çocuktan, bu iş için hâlâ yardıma ya da yönlendirmeye ihtiyaç duyduğu hâlde oyuncaklarını tamamen tek başına toplaması beklenebilir. Doğası gereği hareketli bir çocuktan ise misafirlikte hiç kıpırdamaması, hiçbir şeye dokunmaması, eşyaları dağıtmaması ve her an kusursuz biçimde terbiyeli davranması istenebilir. Bu beklentiler, çocuğun gelişimi açısından gerçekten yapabileceklerini aşabilir.

Ebeveyn çocuğunu kendine benzetmeye çalıştığında

Aşırı katı davranmaya eğilimli ebeveynler, çoğu zaman çocuğun tıpkı kendileri gibi olması için büyük çaba harcar. Katı disiplinin çocuğu geleceğe en iyi şekilde hazırlayacağına ve şımarmasını önleyeceğine inanarak bu yaklaşımlarını haklı gösterebilirler. Çocuk çok enerjik olduğunda ya da yeterince söz dinlemediğinde bazı anne babalar, bu davranışın bir sorun olduğunu düşünerek psikologdan yardım da ister. Cezalarla ve çocuğun neleri yapıp neleri yapamayacağına dair sık sık verdikleri uzun öğütlerle eksiksiz itaat sağlamaya çalışırlar. Oysa çocuk, bu açıklamaların büyük bölümünü anlayacak gelişim düzeyine çoğu zaman henüz ulaşmamıştır. Verilmek istenen mesajı kavramak yerine kafası karışabilir ve korkabilir. Dışarıdan uygulanan aşırı kontrol, çocuğun bağımsızlığını ve kendi başına bir işe başlayıp karar verebilme becerisini geliştirmesini sınırlayabilir. Sonuçlar, yaşıtlarıyla ilişkilerinde de görülebilir. Çocuk yetişkinlerin yanında son derece terbiyeli ve söz dinleyen biri gibi görünebilir; yetişkinler de bu davranışları nedeniyle onu sık sık övüp başkalarına örnek gösterebilir. Ancak yaşıtları arasında ortak oyunlara ve etkinliklere eşit biçimde katılmakta zorlanabilir, hatta dışlanabilir.

Ağır ceza, çocuğun davranışlarını yönetmeyi öğrendiği anlamına gelmez

Kaynak metin, özellikle ciddi sonuçları ağır cezalarla, bilhassa fiziksel cezalandırmayla ilişkilendirir. Evde son derece sakin ve söz dinleyen bir çocuk, anaokulunda ya da okulda bambaşka davranabilir. Yaşıtlarına karşı kaba ve saldırgan olabilir, ne pahasına olursa olsun üstünlük kurmaya çalışabilir. Davranışlar arasındaki bu fark, çocuğun kendi iç denetimini geliştiremediğinin ve yetişkinlerin uyguladığı baskıya göre davrandığının bir göstergesi olarak anlatılır. İlginç olan, bu açıdan aşırı katı yetiştirme biçiminin, çok fazla taviz veren ebeveynlerde ortaya çıkabilecek benzer bir sorunla ilişkilendirilmesidir. Ebeveynlerin yaklaşımları neredeyse birbirinin tam tersi olsa da her iki durumda çocuk, davranışlarını kendi başına kontrol etme becerisini geliştirmekte zorlanabilir. Aşırı katı bir yaklaşımda gözetim ve kısıtlama çok, anlayış ise çok azdır. Çocuk dışarıdan gelen taleplere uyum sağlar, ancak kendi davranışlarını bağımsız olarak yönetme becerisini yeterince geliştiremez.

Gizli direnç ve bedensel tepkiler

Katı anne babasına açıkça karşı çıkmaktan korkan çocuk, onların taleplerinden kaçınmak için daha az fark edilen yollar geliştirebilir. Bazen özensiz görünebilir, söyleneni duymamış gibi davranabilir ya da kendisine söylenenleri sık sık unutabilir. Yemek yemeye zorlandığında, anne babasının kontrolünden kaçmak için yiyecekleri saklamaya çalışabilir. Bazı durumlarda duygusal gerginlik, bedensel yakınmalarla da kendini gösterebilir. Kaynak metin; baş ağrısı, karın ağrısı ve kalp bölgesindeki ağrılardan, bu tür deneyimlerle bağlantılı olası psikosomatik tepkiler olarak söz eder. Bu nedenle bir beceriyi daha yavaş kazanmak ya da yaşıtlarına göre daha az başarılı olmak, çocuğun daha az zeki ya da tembel olduğu anlamına gelmeyebilir. Bu güçlüklerin ardında bazen korku, güvensizlik ve kendi becerilerine yeterince güvenmeme yatabilir.

Çocuğunuzun öz güven kazanmasına ve ilerlemesine nasıl yardımcı olabilirsiniz?

Çocuk bazı becerileri daha yavaş kazanıyorsa ya da beklentileri karşılayamıyorsa verilebilecek tek karşılık, üzerindeki baskıyı artırmak değildir. Onu neyin engellediğini ve anne babasından nasıl bir desteğe ihtiyaç duyduğunu dikkatle değerlendirmek çok daha yararlıdır. Kaynak metin, çocuğun öz saygısını, bağımsızlığını ve kendi becerilerine güvenini geliştirmeyi amaçlayan yedi öneri sunar.

1. Çocuğunuzun kendi değerini fark etmesine yardımcı olun

Öz saygı, çocuğun değerli olduğunu ve becerilerine güvenilebileceğini fark ettiği deneyimlerle gelişir. Anne baba, kurduğu ilişkiyle çocuğa değer verdiğini gösterdiğinde çocuk zamanla kendisine daha olumlu bakmaya başlar. Bu güven duygusu, yeni işleri daha istekli üstlenmesine, henüz bilmediği becerileri kazanmaya çalışmasına ve çaba gerektiren durumlarla yüzleşmesine yardımcı olabilir. Kendisi hakkında olumlu düşünen çocuk, yeniden denemek için daha kolay cesaret bulur.

2. Çabasını ve olumlu girişimlerini fark edin

Anne babanın dikkatini sürekli hatalara yöneltmesi yerine, çocuğun neyi iyi yapmaya çalıştığını fark etmesi yararlıdır. Sonuç henüz beklendiği gibi olmasa da çocuğun çabası, olumlu davranışları, ilgi alanları ve eğilimleri desteklenmeyi hak eder. Aynı zamanda çocuktan ne kadar çok şey istendiğini ve ona ne kadar sorumluluk yüklendiğini gözetmek gerekir. Aşırı yüklenme strese yol açabilir; bu durum da işleri başarıyla tamamlamayı zorlaştırabilir. Başka bir deyişle, baskıyı sürekli artırmak çocuğun başarısını mutlaka artırmaz. Bazen tam tersi bir sonuç doğurabilir.

3. Yardım edin, ama kendi başına yapmasına da fırsat verin

Ebeveyn desteği ölçülü olmalıdır. Yetişkinler işleri sürekli çocuğun yerine yaptığında çocuk, kendi becerilerine güven kazanmak için yeterince fırsat bulamaz. Ancak henüz nasıl üstesinden geleceğini bilmediği bir işle onu tamamen baş başa bırakmak da yararlı değildir. Kaynak metinde en iyi yaklaşım olarak anlatılan yöntem, başlangıçta yol gösterme ile çocuğun kendi başına çalışması arasında denge kurmaktır. Ebeveyn çocuğun bir işe başlamasına yardım edebilir, nasıl yapacağını gösterebilir ya da ihtiyaç duyduğu desteği verebilir; ardından kendi başına devam edip bitirmesine izin verebilir. Böylece yardım, çocuğun çabasının yerini almaz; bağımsızlığını aşamalı olarak geliştirmesine olanak tanır.

4. Çocuğunuzdan yapabileceği şeyleri bekleyin

Çocuk yetiştirmede ebeveyn beklentilerinin bir yeri vardır, ancak bu beklentiler çocuğun gerçekten yapabileceklerine uygun olmalıdır. Ölçütler sürekli ulaşabileceği düzeyin üzerindeyse çocuk, ne kadar çabalarsa çabalasın hiçbir zaman yeterince başarılı olamayacağını hissedebilir. Böyle bir deneyim, öz güven geliştirmesine yardımcı olmaz. Bu nedenle çocuktan istenenler yapılabilir olmalı; bunların zorluğu, çocuğun ilerlemesine uygun olarak yavaş yavaş artmalıdır. Böylece çocuk, sürekli anne babasının beklentilerini karşılayamadığını hissetmeden yeni güçlüklerin üstesinden gelme fırsatı bulur.

5. Olumlu tepkileriniz olumsuzlardan çok daha fazla olsun

Kaynak metin, her ceza ya da olumsuz tepkiye karşılık beş olumlu tepki verilmesini önerir ve 5:1 oranını özellikle etkili bir denge olarak sunar. Övgü, cesaretlendirme ve sıcak bir gülümseme olumlu tepkiler arasında sayılır. Azarlama, eleştiri, kayıtsızlık ve hatta kaş çatma ise olumsuz tepkiler arasındadır. Bu önerinin özü, çocuğun anne babasından hoşnutsuzluk ve yargılama görmekten çok daha sık, iyi davranışlarının ve çabasının fark edildiğini hissetmesidir. Bu oran, kaynak metindeki yaklaşıma aittir; ek doğrulama yapılmadan, bilimsel olarak ortaya konmuş ve evrensel geçerliliği olan bir kural gibi sunulmamalıdır.

6. Eleştirmeden önce iyi olanı fark edin

Çocuğun yaptığı bir işi ya da davranışını değerlendirirken, iyi giden yönlerden başlamak yararlıdır. Olumlu yönleri görmek kolay olmasa bile bunları dikkatle aramaya değer. Ardından çocuğun girişimindeki özgün bir fikir ya da işe alışılmadık bir yaklaşım gibi ilginç bir yön öne çıkarılabilir. Ancak bunlar değerlendirildikten sonra, gerçekten düzeltilmesi gereken eksikliklere dikkat çekilebilir. Eleştiri yapıcı olmalı, çocuğun anlayabileceği ve geliştirebileceği bir noktaya odaklanmalıdır. Kaynak metin, kendi davranışınızı gözden geçirmek için basit bir yöntem de önerir: Birkaç gün boyunca çocuğunuza yönelttiğiniz övgüleri ve olumsuz tepkileri not edin. Ardından bunların birbirine oranına bakın. Önerilen kurala göre, her olumsuz tepkiye karşılık beşten az övgü varsa bu, ebeveynin çocuk yetiştirme yaklaşımını değiştirmeyi düşünmesi gerektiğine işaret eder. Çocuk sürekli olarak çabasının takdir edilmesinden daha fazla eleştiriyle karşılaşıyorsa anne babasının beklentilerini hiçbir zaman karşılayamayacağına inanmaya başlayabilir. Bu duygu, öz saygısını azaltabilir ve kaygısını artırabilir.

7. Çocuğunuzun her yaptığını bir övgü fırsatına dönüştürmeyin

Olumlu geri bildirim önemli olsa da aşırı övgü de güçlükler yaratabilir. Çocuk yaptığı şeyler için sürekli övgü beklerse her farklı karşılığı bir başarısızlık işareti olarak algılamaya başlayabilir. Bu nedenle ebeveynin, çocuğun her davranışını sürekli değerlendirmesi ve ona bir değer biçmesi gerekmez. Çocuk için çoğu zaman daha önemli olan, yetişkinlerin onu gerçekten gördüğünü, duyduğunu ve fark ettiğini hissetmektir. Örneğin çocuk bir resmini gösterdiğinde ebeveyn hemen çok güzel ya da kusursuz olduğunu söylemek zorunda değildir. Evi maviye boyadığını ve üstüne bulutlar çizdiğini fark ettiğini söylemesi yeterli olabilir. Resmin bir bölümünün neyi anlattığını da sorabilir. Böyle bir karşılık, çocuğun yaptığı şeye içtenlikle ilgi duyulduğunu gösterir ve her girişiminin başarı ya da başarısızlık olarak değerlendirilmesine gerek kalmadan, yaptığı işi anlatmasına alan açar.

Ebeveynlik Merkezi’ne dön

Baby Genesis

En kapsamlı ücretsiz bebek takip uygulaması.

Baby Genesis'i iPhone veya Android'e ücretsiz indirin. Temel takip özellikleri için abonelik gerekmez.