Çocuk yetiştirme ve gelişim

Sağlıklı çocuk yetiştirmenin temelleri

Çocuk yetiştirmek, çocuğun ilk kelimesini söylediği, ilk adımını attığı ya da neye izin verilip neye verilmediğini öğrendiği anda başlamaz. Temelleri çok daha önce; ilk karşılaşmalarda, dokunuşlarda, bakışmalarda ve çocuğun kendisini ve dünyayı yavaş yavaş tanıdığı günlük deneyimlerde atılır.

Sağlıklı çocuk yetiştirmenin temelleri
İçindekiler

Çocuk, kelimeleri anlamayı öğrenmeden önce de güveni, yakınlığı, huzursuzluğu ve çevresindeki insanların ruh hâlini hisseder. Bu ilk yaşantılarla güven duymaya, kendisini değerli hissetmeye ve ileride başkalarıyla kuracağı ilişkilerin biçimini oluşturmaya başlar.

Bu nedenle iyi bir çocuk yetiştirme yaklaşımı, çocuğun söz dinlemesini sağlayan kurallar ya da tekniklerle sınırlı değildir. Çocuğun gelişimini anlamayı, ihtiyaçlarını fark etmeyi, duygusal yakınlık kurmayı ve kendi ayakları üzerinde durabilen, kendini güvende hisseden, sorumluluk sahibi bir insan olarak büyümesini sağlayacak sınırları aşamalı olarak koymayı içerir.

Bu süreçte ebeveynlerin duygusal dengesi ve çocuğun davranışlarına nasıl karşılık verdikleri de aynı ölçüde önemlidir. Çocuk, aile ortamından bağımsız büyümez. Onun gelişimi ile anne babasının günlük deneyimleri sürekli iç içe geçer ve birbirini etkiler.

Ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki doğumdan önce başlar

Ebeveyn ile çocuk arasındaki bağ, hamilelik sırasında, hatta bir bakıma gebelik oluşmadan önce şekillenmeye başlar. Anne baba adayları, çocuklarının nasıl görüneceğini, mizacının nasıl olacağını ve birlikte nasıl bir hayat yaşayacaklarını hayal eder. Bu beklentiler, zamanla çocukla kurdukları duygusal ilişkinin bir parçası hâline gelir.

Hamilelik sırasında ebeveynlik daha somut hissedilmeye başlar. Anne, bebeğin gelişine hazırlanmasını sağlayan bedensel, hormonal ve duygusal değişimler yaşar. Dikkati giderek çocuğuna bakım vermeye, onu korumaya ve onunla yakınlık kurmaya yönelir. Baba da ebeveynliğe hazırlanmaktadır. Özellikle geleneksel aile anlayışında babanın rolü çoğu zaman anneye ve çocuğa güven ve destek sağlamakla ilişkilendirilir. Oysa duygusal bağ kurmak ve günlük bakımı üstlenmek her iki ebeveynin de sorumluluğudur.

Çocukla iletişim doğumdan önce de vardır. Anne bebeğinin hareketlerini hissederken bebek de annenin beden hareketlerine ve çevreden gelen seslere yavaş yavaş tepki vermeye başlar. Hamile kadının duygusal durumu, çocuğun gelişimini etkileyebilecek fizyolojik süreçlerle bağlantılıdır. Uzun süre yoğun strese ve olumsuz yaşam koşullarına maruz kalmak, çocuğun sonraki gelişimi açısından risk etkenlerinden biri olabilir.

Gelişim alanındaki eski yayınlarda, istenmeyen gebeliklerden doğan çocukların psikomotor ve duygusal gelişimlerindeki farklılıklar özellikle ele alınmıştır. Bu bulguları, çocuğun önceden belirlenmiş kaderi olarak değil, karmaşık aile ve yaşam koşulları içinde değerlendirmek önemlidir. Çünkü erken gelişimi tek bir olay ya da duygu değil; biyolojik etkenlerin, ebeveyn bakımının ve çocuğun yaşadığı deneyimlerin uzun süreli etkileşimi şekillendirir.

İlk buluşma ve duygusal bağın oluşması

Doğum, anne ile çocuk arasında yepyeni bir ilişkinin başlangıcıdır. Aylarca annenin bedeninin bir parçası olan bebek, artık kendi ihtiyaçları, tepkileri ve ritmi olan ayrı bir bireydir. Anne için bu ilk buluşma çoğu zaman yoğun ve birbirinden farklı duygularla doludur. Sevincin yanında bitkinlik, ağrı, belirsizlik, korku ve büyük bir sorumluluk hissi de yaşanabilir. Annenin çocuğunu tanıdığı, bebeğin ise kendisine bakım veren kişiyi yavaş yavaş ayırt etmeyi öğrendiği uyum süreci tam da bu dönemde başlar.

Duygusal bağ her iki tarafta aynı hızla gelişmez. Anne, doğumun hemen ardından güçlü bir bağlılık hissetmeye başlayabilir. Bebek ise sonraki aylarda annesini tanıdığını, ona yakınlık duyduğunu ve onunla temas kurmak istediğini giderek daha belirgin biçimde gösterir. Bu bağın oluşumunda biyolojik süreçler, hormonal değişimler, kişisel deneyimler ve günlük bakım etkilidir.

Doğrudan bedensel temas özellikle değerlidir. Annesinin göğsüne yatırılan bebek, onun bedeninin sıcaklığını, tanıdık nefes ritmini ve kalp atışlarını hisseder. Bu temas, bebeğin sakinleşmesine ve ilk yakınlık duygusunun oluşmasına yardımcı olabilir. Ten tene temas ve yenidoğanın annesinin yanında kalması, günümüzde doğum sonrası bakımın önemli unsurlarıdır. UNICEF’in Bebek Dostu Hastane Girişimi gibi erken teması, emzirmeyi ve anne ile bebeğin bir arada kalmasını destekleyen programlar da bu ilkeye dayanır. Önceki araştırmalarda, anne ile yenidoğanın erken dönemde sık temas kurması ile daha sonraki duygusal bağlarının niteliği arasında ilişki bulunmuştur.

Ancak yakınlık, ilk birkaç saat ya da günle sınırlı değildir. Daha sonraki her buluşmada, beslenmede, dokunuşta ve bebeğin ihtiyaçlarına verilen özenli karşılıkta gelişip güçlenebilir. Bu yüzden doğum sonrasında tıbbi nedenlerle zorunlu olarak ayrı kalmak da güçlü bir duygusal bağ kurma fırsatının kaybedildiği anlamına gelmez. Sıcaklık, öngörülebilirlik ve kendisine bakım veren birinin varlığı, yenidoğan için özellikle değerlidir. Ani ya da uzun süren ayrılıklar anne ve bebek için stresli olabilir. Bu nedenle sağlık koşulları elverir elvermez temas kurmalarını sağlamak önemlidir.

Çocuk, anne babasına güvenebileceğini nasıl öğrenir?

Yaşamın ilk yılındaki en önemli gelişim süreçlerinden biri, karşılıklı anlayışın yavaş yavaş oluşmasıdır. Başlangıçta anne baba, bebeğin ne istediğini anlamaya çalışır. Ağlamak; açlık, yorgunluk, rahatsızlık ya da yakınlık ihtiyacı anlamına gelebilir. Beden hareketleri, yüz ifadesi, bakışları ve çıkardığı sesler de birer mesaj taşır. Ebeveynler deneyim kazandıkça bu işaretleri tanıma konusunda kendilerine daha çok güvenir.

Bu sırada bebek de kendi davranışı ile çevresinden gelen tepkiler arasındaki bağlantıyı fark etmeye başlar. Acıktığı için ağladığında anne ya da babası onu beslerse, ihtiyacının anlaşılabileceğini zamanla deneyimleyerek öğrenir. Huzursuzlandığında rahatlatılırsa, rahatsızlığın kalıcı olmadığını ve kendisine yardım edebilecek birinin bulunduğunu öğrenir. Bu deneyimler güven duygusunun temelini oluşturur.

Yaşamın ikinci ayı civarında sosyal iletişim daha belirgin hâle gelir. Bebek, anne babasının yüzünü daha uzun süre inceler; sesine, gülümsemesine ve hareketlerine tepki verir, doğrudan temasa giderek daha çok ilgi gösterir. Beslenme, üstünü ve altını değiştirme, oyun ve yumuşak bir sesle konuşma, yüz yüze iletişim fırsatlarına dönüşür. Ebeveyn bebeğe, bebek de ebeveyne karşılık verir. Tepkileri zamanla birbirine uyum sağlar.

Üçüncü ve dokuzuncu aylar arasında bu karşılıklı uyum genellikle giderek güçlenir. Ebeveyn, belirli bir hareketin, sesin ya da yüz ifadesinin ne anlama geldiğini daha kolay kavrarken bebek de ebeveynin nasıl tepki vereceğini daha iyi kestirmeye başlar. Başlangıçta yanlış anlamalar sık görülür. Anne ya da baba, bebek yorgun olduğu hâlde aç olduğunu düşünebilir. Aslında sakinlik ya da yakınlık isterken ona oyuncak verebilir.

Böyle anlar tek başına bir sorun değildir. Önemli olan iletişimin sürmesidir. Ebeveyn, verdiği karşılığın işe yaramadığını fark eder, başka bir yol dener ve bebeğe iyi geleni bulur. Böylece ikisi de öğrenir. Bebek, davranışlarıyla çevresini etkileyebildiğini keşfeder. Ebeveyn de onun ihtiyaçlarını fark etme ve karşılama becerisini geliştirir.

Olumlu deneyimler tekrarlandıkça birbirlerini anlamaları için gereken süre kısalır, iletişimleri daha zengin ve karmaşık hâle gelir. Bu süreçte çocuk yalnızca ihtiyaç duyduğu şeyi nasıl elde edeceğini öğrenmez. Kendi varlığını, çevresini etkileyebilme gücünü ve başkalarıyla olan bağını da yavaş yavaş hissetmeye başlar.

İletişim, ilk kelimelerden çok önce başlar

Anne babalar, tek kelime etmediklerinde bile bebekleriyle iletişim kurar. Bebeği nasıl kaldırdıkları, kucaklarında nasıl tuttukları, ona nasıl baktıkları ya da yaklaştıkları, ruh hâlleri ve niyetleri hakkında bilgi verir. Bebek henüz cümlelerin anlamını kavramasa da ses tonuna, hareketlerin ritmine, yüz ifadesine ve bedensel gerginliğe tepki verebilir. Hızlı konuşmak, ani hareketler yapmak ve telaşlı davranmak bazen bebeğin rahatsızlığını daha da artırabilir. Sakin bir ses, öngörülebilir hareketler ve nazik bir temas ise çoğu zaman sakinleşmesini kolaylaştırır.

Bu nedenle ebeveynin duygusal dengesi, erken iletişimin önemli bir parçasıdır. Bu, anne babanın hiçbir zaman yorgun, kaygılı ya da kararsız olamayacağı anlamına gelmez. Kendi duygusal durumunu fark etmeye ve bunun çocuğuna verdiği karşılığın niteliğini sürekli belirlemesine izin vermemeye çalışması anlamına gelir. İyi iletişimin özü, bebeğin neye ihtiyacı olduğunu her seferinde hemen bilmek değildir. Dikkat etmek, anlamaya çalışmak ve verilen karşılığı bebeğe göre uyarlamak çok daha önemlidir.

Çocuk, kendisiyle çevresindeki dünya arasındaki ayrımı net olarak kavramadan doğar. Geliştikçe kendi bedenini, tepkilerini ve kendisine bakım veren insanları yavaş yavaş tanır. Başlangıçta ebeveyn, bu deneyimin en önemli parçalarından biridir. Bebek aç olduğunu belli ettikten sonra beslendiğinde basit ama önemli bir bağlantı kurulur: Davranışı bir karşılık bulmuştur. Bu tür pek çok deneyim, çevresinin anlaşılabilir ve öngörülebilir olabileceği duygusunu geliştirir. Bu duygu, sonraki ilişkilerde, başka insanları tanımada ve güçlüklerle başa çıkmada önemli bir dayanak olur.

İnsanlar yetişkinlikte de çoğu zaman bilinçli ya da bilinçsiz olarak çocukluk deneyimlerinden güç alır. Belirsizlik yaşadıkları anlarda anne babalarının kendilerini nasıl teselli ettiğini, onlara nasıl yol gösterdiğini ya da güven duyduğunu hatırlayabilirler. Bu anılar bazen anne babaları fiziksel olarak yanlarında bulunmasa bile içten gelen bir güven duygusu sağlar.

Bu yüzden küçük bir çocukla günlük yaşamda kurulan ilişkinin önemi, yaşanan tek bir anın ötesine uzanır. Besleme, emzirme, bakım, masaj, birlikte oyun oynama ve yumuşak bir sesle konuşma yalnızca o anki ihtiyaçları karşılayan eylemler değildir. Aynı zamanda yakınlık kurmak ve bedensel, duygusal ve sosyal gelişimi desteklemek için fırsatlar sunar.

Çocuk ihtiyaç duyduğu karşılığı alamadığında ne olur?

Çocuğun ihtiyaçlarını anlamak, özellikle ebeveyn zor bir dönemden geçiyorsa, her zaman kolay değildir. Depresif belirtiler, yoğun kaygı, uzun süren stres, duygusal tükenmişlik ya da ciddi sorunlarla meşgul olmak, ebeveynin çocuğun verdiği işaretleri fark etmesini ve anlamasını zorlaştırabilir. Bu durum sık yaşandığında ve yeterli destek olmadığında aralarındaki iletişimin niteliği zayıflayabilir.

Bebek temas kurmaya çalışır ama karşılık alamaz ya da aldığı karşılık ihtiyacını karşılamaz. Örneğin çocuk yakınlık ararken kendisine oyuncak verilir. Yorgundur ve sakinleşmeye ihtiyacı vardır ama ebeveyn onu eğlendirmeye çalışır. Huzursuzdur ama rahatlatılmak yerine peş peşe yeni uyaranlarla karşılaşır.

Ebeveyn çocuğa sürekli bir şeyler sunduğu için bu bakım dışarıdan son derece özenli görünebilir. Ancak sunulan şeylerin çokluğu, gerçek ihtiyacı anlamanın yerini tutmaz. Çocuğun çok sayıda oyuncağı, giysisi ve özenle düzenlenmiş etkinlikleri olsa da duygusal bağ eksik kalabilir. Kaynak metindeki bölümde, çok fazla ilgi göstermekle çocuğun gerçekten ihtiyaç duyduğu karşılığı vermek arasındaki fark özellikle vurgulanır. Çocuğun ihtiyaçlarına duyarlı ve uygun karşılıkların uzun süre verilmemesi, güven duygusunu ve duygusal gelişimini olumsuz etkileyebilir.

Bununla birlikte, zaman zaman yaşanan güçlükleri sürekli bir ihmal örüntüsünden ayırmak önemlidir. Depresyon ya da tükenmişlik yaşayan bir ebeveyn, sırf bu nedenle çocuğuna duygusal olarak ulaşamayan ya da iyi bakım veremeyen biri değildir. Uygun destek, gerektiğinde tedavi ve yakın çevreden kişilerin de katılımıyla çocuğun ihtiyaçlarını gözetmek ve güçlü bağı korumak mümkündür.

Çocuğun yapabileceklerine güvenmek

Sağlıklı gelişim yalnızca ebeveynin çocuğu ne kadar koruduğuna değil, onun yapabileceklerine ne kadar güvendiğine de bağlıdır. Çocuk, yaşamının ilk yıllarında neredeyse her gün yeni bir şey dener. Erişemediği bir nesneye uzanmak, dönmek, ayağa kalkmak, emeklemek, yürümek ya da çevresini kendi başına keşfetmek ister. Başlangıçta ne kendi sınırlarını ne de çevresinin getirdiği kısıtlamaları tam olarak bilir. Yeni becerilerin gelişmesini sağlayan da tam olarak bu meraktır.

Çocuğun bir sonraki adıma hazır olduğunu fark eden ve güvenli biçimde keşfetmesine olanak tanıyan ebeveyn, gelişimine önemli bir destek sunar. Böyle bir yaklaşım, çocuk henüz hazır olmadan bir şeyi başarmasını beklemeksizin, ileride öğreneceklerine güvenmeyi gerektirir. Ebeveyn, çocuğun karşısına çıkan her güçlüğü onun yerine ortadan kaldırmak yerine denemesine, yanılmasına, başka bir yol izlemesine ve yeniden denemesine fırsat verir. Çocuk zamanla becerilerinin geliştiğini ve engellerin her zaman vazgeçmek için bir neden olmadığını deneyimleyerek öğrenir.

Bağımsızlığa doğru ilk adımlar

Bir yaş civarında çocuk giderek daha hareketli hâle gelir ve yanında kendini en güvende hissettiği kişiden yavaş yavaş uzaklaşmaya başlar. Önce yalnızca birkaç adım uzaklaşır, sonra giderek daha geniş bir alanı keşfeder. Yine de bu küçük keşifler sırasında sık sık arkasına döner, anne babasıyla göz göze gelmeye çalışır ya da yanına geri döner. Bağımsızlığı, tam da geri dönebileceği güvenli bir yerin var olduğu duygusundan gelişir.

Çocuk olgunlaştıkça, ayrı olduklarında bile ebeveyniyle arasındaki bağı hissetmeye devam etmeyi yavaş yavaş öğrenir. Bu dönemde bazı çocuklar pelüş oyuncak, battaniye, bir kumaş parçası ya da emzik gibi belirli bir nesneye özellikle bağlanır. Buna geçiş nesnesi denir. Bu nesne, uykuya dalarken, ebeveyninden ayrılırken ya da daha fazla güvenceye ihtiyaç duyduğu başka anlarda çocuğu rahatlatabilir. Sevdiği oyuncağın tanıdık kokusu, dokusu ya da yanında olması, ebeveyninin geçici yokluğuna daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olur.

Çocuklar sınırları nasıl öğrenir?

Büyümek, sürekli keşfetmeyi içerir. Çocuk neler yapabildiğini, ne kadar ileri gitmesine izin verildiğini, nesnelerin nasıl işlediğini ve başkalarının davranışlarına nasıl tepki vereceğini keşfetmek ister. Bu sırada davranışlarının sınırlarını da dener. Mizacı, doğuştan gelen merakı ve gelişim düzeyinin elverdiği beceriler, bu keşfin biçimini ve yoğunluğunu etkiler.

Bir diğer önemli etken anne babadır. Çocuk yetiştirme tutumlarıyla neyin kabul edilebilir olduğunu, başkalarının ihtiyaçlarına nasıl saygı gösterileceğini ve çocuğun hangi durumlarda kendi kararını verebileceğini belirlerler. Bu sınırları koyma biçimleri çoğu zaman kendi deneyimleriyle ve nasıl yetiştirildikleriyle bağlantılıdır.

Bazı ailelerde çok az kuralın ve sınırlamanın olduğu, oldukça serbest bir yaklaşım benimsenir. Çocuk, başkalarının da ihtiyaçları, hakları ve kişisel alanları olduğunu hiç öğrenmezse bu yaklaşım güçlükler doğurabilir. Her isteğinin hemen yerine getirilmesine alışan bir çocuk, aile dışında da aynı tutumu bekleyebilir. Akranları arasındayken, anaokulunda ya da başka bir ortamda, neden her şeye her zaman kendisinin karar veremediğini anlamakta zorlanabilir. Kendini kontrol etmeyi ve başkalarını gözetmeyi öğrenme fırsatı bulmazsa, davranışlarını farklı sosyal durumlara uyarlaması daha zor olacaktır.

Ebeveyn her seferinde geri adım attığında

Bazen anne babalar sınır koymak ister ama çocuk ağlar ya da karşı çıkar çıkmaz bundan vazgeçer. Bunun nedeni yorgunluk, çocuğa kıyamama, suçluluk duygusu ya da yalnızca onun mutsuzluğuna dayanmakta zorlanmaları olabilir. Bu durum sürekli tekrarlanırsa çocuk, güçlü biçimde itiraz ederek sonunda istediğini elde edeceğini öğrenebilir.

Örneğin çocuk, ebeveyninin izin vermediği bir şeyi ister. Ağlamaya başladığında ebeveyn kararını değiştirir, onu daha çok eğlendirmeye çalışır ya da sırf itirazı sona ersin diye başka bir şey sunar. Bu tepkiler alışkanlığa dönüşürse çocuk, sınırı kabul etmeyi öğrenme fırsatı bulamaz. Daha sonra ebeveyn bu örüntüyü daha kararlı bir biçimde değiştirmeye çalıştığında çocuğun direnci daha da belirginleşebilir.

Aşırı hoşgörüden birden sert cezalara ve katı bir cezalandırma tutumuna geçmek, durumu daha da zorlaştırır. Çocuk birbiriyle tutarsız mesajlar alır: Dün izin verilen şey bugün öfkeye ya da cezaya yol açmaktadır. Üstelik ebeveynin şiddetli tepkileri, durdurmaya çalıştığı davranışı istemeden daha da pekiştirebilir. Bu nedenle her itiraza giderek daha sert önlemlerle karşılık vermek yerine tutarlı ve sakin bir yaklaşım geliştirmek daha önemlidir.

Bazı sınırlar pazarlığa açık değildir

Çocuğun isteklerini, duygularını ve düşüncelerini ifade edebileceği bir alanı olmalıdır. Ancak kararı yetişkinin vermesi gereken durumlar da vardır. Güvenlik ve sağlık, küçük bir çocuğun tek başına karar verebileceği konular değildir.

Örneğin elektrik prizine metal bir nesne sokmak kabul edilemez. Gerekli bir doktor muayenesinden sırf çocuk karşı çıkıyor diye vazgeçilemez; yaşına uygun sorumlulukları yerine getirmesi de belirli bir tutarlılık gerektirir. Bu tür durumlarda uzun uzun pazarlık yapmak çoğu zaman çözüme katkı sağlamaz.

Ebeveyn kararını açık ve sakin biçimde açıklayabilir, çocuğun bu karardan hoşlanmadığını kabul edebilir ve ardından kararının gereğini yapabilir. Birbirinin sesini bastırmaya çalışmak, tehdit etmek ya da çocuğun her tepkisini tartışmaya dönüştürmek gerekmez. Yetişkin sakin kaldığında çocuğa durumun kontrol altında olduğu mesajını verir. Buna karşılık aşırı telaş, bağırma ve şiddetli tepkiler çocuğun gerginliğini artırabilir.

Duyguları kabul etmekle her davranışa izin vermek arasındaki farkı gözetmek önemlidir.

Çocuk, konulan sınır nedeniyle öfkelenebilir, hayal kırıklığına uğrayabilir ya da üzülebilir. Bu, sınırın kaldırılması gerektiği anlamına gelmez.

Kendi kararlarını vermek ve doğal sonuçlar

Çocuğun sınırları öğrenmesi kadar, yaşına uygun kararları verebilmesine de olanak tanınmalıdır. Bu fırsatların her biri, bağımsızlığının gelişmesine ve kendi davranışlarının sonuçlarını anlamasına yardımcı olur.

Kaynak metindeki bölümde beslenme örnek olarak ele alınır. Her öğünü ebeveyn ile çocuk arasında bir çekişmeye dönüştürmek yerine, çocuğun yemek istemediğini ifade etmesine izin verilmelidir. Çocuk sunulan öğünü reddederse ebeveyn, çocuğun yaşını, sağlık durumunu ve gerçek beslenme ihtiyaçlarını gözeterek öğünü sakince sonlandırabilir ve bir sonraki uygun zamanda yeniden yiyecek sunabilir. Amaç çocuğu aç bırakarak cezalandırmak değil, zorlamadan kaçınmak ve yemekle daha sağlıklı bir ilişki kurmasını sağlamaktır.

Benzer bir ilke oyunda da uygulanabilir. Çocuk birlikte oynamayı öfkeyle reddediyorsa ebeveynin ısrar etmesi ya da onu durmadan ikna etmeye çalışması gerekmez. Çocuğun o anki tercihine saygı gösterebilir ve ne zaman yeniden iletişim kurmak istediğine kendisinin karar vermesi için alan tanıyabilir. Böylece çocuk, kararlarının bir anlamı olduğunu ama başkalarının davranışlarını her zaman yönlendiremeyeceğini yavaş yavaş keşfeder.

Bu açıdan çocuk yetiştirmede birbirinden çok farklı iki yaklaşım görülür. İlkinde ebeveyn, neredeyse her engeli ve rahatsızlığı ortadan kaldırarak çevreyi sürekli çocuğun isteklerine göre düzenler. İkincisinde ise çocuğun, o anki ihtiyaçlarına her zaman uyum sağlamayan bir dünyada yaşamayı öğrenmesine aşamalı olarak yardımcı olur. Çocuk hayal kırıklığı ve sınırlamalarla hiç karşılaşmazsa, ileride koşulların değiştirilemediği durumlara dayanmakta daha çok zorlanabilir.

Bu nedenle ebeveynin görevi, çocuğun hayatındaki her güçlüğü ortadan kaldırmak değil, güçlüklerle başa çıkma becerisini geliştirirken ona güven ve destek sunmaktır.

Öz saygı günlük deneyimlerle gelişir

Çocuğun kendisiyle ilgili algısı, büyük ölçüde en yakınındaki insanlarla kurduğu ilişkiler içinde şekillenir. Daha bebeklik döneminde anne babasının yüz ifadesini, ses tonunu, jestlerini ve yetişkinlerin kendisine nasıl hitap ettiğini dikkatle izler. Bu tepkiler aracılığıyla başkalarının onu nasıl gördüğünü yavaş yavaş öğrenir.

Ebeveyn çocuğun çabasını fark ettiğinde, onu cesaretlendirdiğinde ya da başardığı bir şeyden memnuniyet duyduğunu gösterdiğinde, çocuk yapabildiğini ve ilgi görmeye değer olduğunu hisseder. Gelişimsel olarak hazır olduğu işleri kendi başına yapmasına fırsat vermek özellikle yararlıdır. Bir şeyi deneme ve başarma fırsatı bulan çocuk, kendini yeterli hissetmeye başlar.

Buna karşılık sürekli küçümsenmek, alaya alınmak ve başka çocuklarla karşılaştırılmak çocuğun öz güvenini zayıflatabilir. Çocuğa aptal, beceriksiz ya da kardeşinden veya akranlarından daha kötü olduğunu söylemek, derin duygusal izler bırakabilir. Bu sözler, fiziksel ceza içermedikleri için zararsız sayılmaz.

Bu nedenle ebeveyn, çocuğun değerini düzeltmek istediği davranıştan ayırmalıdır. Çocuğa kendisinin kötü ya da daha az değerli olduğu mesajını vermeden, belirli bir davranışın kabul edilemez olduğu açıkça söylenebilir. Çocuk, hata yapmanın büyümenin bir parçası olduğunu ve tek bir yanlış davranış yüzünden anne babasının sevgisinin sona ermeyeceğini öğrenmelidir.

Çocuğunuzun iyi yaptığı şeyleri fark edin

Anne babalar çoğu zaman istenmeyen davranışlara, çocuğun her gün iyi yaptığı şeylerden daha hızlı tepki verir. Yaramazlık, söz dinlememe ya da kavga neredeyse hemen dikkat çekerken çaba, sabır ve iş birliği bazen fark edilmez. Çocuğun gün içinde kaç kez eleştiri duyduğunu, doğru yaptığı bir şey için kaç kez takdir edildiğini düşünmekte yarar vardır. Sürekli olumsuz geri bildirim almak, iyiliğini isteyen birinden gelse bile, bir yetişkine de kolay gelmezdi.

Dikkati neredeyse yalnızca hatalara yöneltmek yerine, olumlu davranışları bilinçli olarak fark etmek yararlıdır. Örneğin ebeveyn, çocuğun yatağını kendi başına topladığını, oyunda sırasını sabırla beklediğini ya da başka bir çocuğa yardım ettiğini görebilir. Bu davranışları fark edip açıkça dile getirmek, çocuğun neyi iyi yaptığını anlamasına yardımcı olur. Övgü; içten olduğunda, somut bir davranışı belirttiğinde ve gerçekten gösterilen çabaya ya da davranışa dayandığında özellikle değerlidir.

Ödüllerin maddi olması gerekmez. Bir sarılma, gülümseme, cesaret verici bir söz ya da bir başarının sevincini paylaşmak çoğu zaman bir hediyeden çok daha fazla anlam taşır. Böylece çocuk, kendi çabasını ve iş birliğini yalnızca cezadan kaçınmakla değil, başarmanın verdiği memnuniyetle de ilişkilendirmeyi öğrenir.

Kurallar gereklidir, ancak açık olmalıdır

Her ailenin birlikte yaşamaya ilişkin bazı kurallara ihtiyacı vardır. Bunların amacı sırf kontrol sağlamak değil, çocuğun öz disiplin geliştirmesine, sonuçları anlamasına ve başkalarına saygı duymasına yardımcı olmaktır. Çocuklar, sınırları iyi bilseler bile zaman zaman onları deneyecektir. Bu, gelişimin doğal bir parçasıdır; mutlaka anne babanın yanlış bir şey yaptığı anlamına gelmez.

Kurallar anlaşılır, çocuğun yaşına uygun ve kendisinden ne beklendiğini bileceği kadar açık olmalıdır. Örneğin aile, yemek sırasında televizyon izlenmemesi, vurmanın ve hakaret etmenin yasak olması ya da oyunun belirli bir saatte bitmesi konusunda anlaşabilir.

Çocuğun bir kuralı çiğnerse ne olacağını bilmesi de aynı derecede önemlidir. Bazı durumlarda hatırlatmak ya da uyarmak yeterlidir. Başka durumlarda belirli bir etkinliği geçici olarak sınırlamak, oyunu bitirmek ya da çizgi film izlemek gibi bir ayrıcalığı kaldırmak gerekebilir. Bu sonuçlar makul olmalı, davranışla bağlantılı olmalı ve çocuğu aşağılamadan ya da korkutmadan uygulanmalıdır.

En önemlisi tutarlılıktır. Aynı davranış bir gün tamamen görmezden gelinir, ertesi gün sert bir tepkiyle karşılanırsa çocuğun sınırları anlaması zorlaşır. Tutarlılık, anne babasının tepkilerini öngörmesini ve kendi davranışları üzerinde zamanla kontrol geliştirmesini sağlar.

Birlikte geçirilen zamanın özel bir anlamı vardır

Günümüzde aile yaşamı çoğu zaman anne babalarla çocukların birlikte yeterince zaman geçirmesini zorlaştıran sorumluluklarla doludur. İş, ev işleri ve günlük koşuşturma yüzünden aile, sıradan bir öğün için bile nadiren bir araya gelebilir. Oysa çocuk için tam da bu gündelik anlar çoğu zaman son derece önemlidir. Bazen birlikte kahvaltı etmek için on dakika erken kalkmak ya da bulaşıkları sonraya bırakıp akşam yemeğinin ardından kısa bir yürüyüşe çıkmak yeterlidir.

Yeterince ilgi görmeyen bir çocuk, dikkat çekmek için istenmeyen davranışlara başvurabilir. Ebeveyn çocuğu neredeyse yalnızca sorun çıkardığında fark ediyorsa, bu ilgi aynı davranışın sürmesine istemeden katkıda bulunabilir.

Bu nedenle yalnızca birlikte olmaya ayrılan bir zaman planlamak yararlıdır. Bazı aileler, anneyle ya da babayla özel bir etkinlik yapmak için haftanın bir gününü belirler. Çocuk, birlikte ne yapacaklarının seçimine katılabilir. Önemli olan, bu zamanın kendisine ve ebeveynine ait olduğunu bilmesidir. Yakınlık küçük ilgi gösterileriyle de korunur: Çocuğa bırakılmış bir not, eve dönüşünde onu bekleyen sevdiği bir oyuncak ya da birlikte yapılan basit bir ritüel.

Çocuklar büyüdükçe anne babalarına yakınlık arama biçimleri de değişir. Ergenler çoğu zaman küçük çocuklara kıyasla ailece vakit geçirmeye daha az ilgi gösteriyor gibi görünür. Yine de konuşmak ya da bir şey paylaşmak istediklerinde anne babalarının ulaşılabilir olmasına ihtiyaç duyarlar. Birlikte konsere gitmek, kutu oyunları oynamak ya da başka etkinliklere katılmak, iletişimin sürmesine yardımcı olabilir ve anne babalara çocuklarının ilgi alanlarını ve arkadaşlarını daha yakından tanıma fırsatı verebilir.

Çalışan anne babalar, iyi bir ilişkinin ancak bol boş zamanla mümkün olduğuna inanmamalıdır. Birlikte patlamış mısır hazırlamak, iskambil oynamak, kısa bir yürüyüşe çıkmak ya da vitrinlere bakmak güzel aile anılarına dönüşebilir. Çoğu zaman belirleyici olan, etkinliğin ne kadar özel olduğu değil, ebeveyn ile çocuğun o sırada birbirlerine ne kadar içtenlikle zaman ve dikkat ayırdığıdır.

Çocuk, anne babasının söylediklerinden çok yaptıklarından öğrenir

Küçük çocuklar büyük ölçüde gözlemleyerek ve taklit ederek öğrenir. Yaşları ne kadar küçükse yakın çevrelerinde gördüklerini, özellikle de anne babalarının davranışlarını o kadar çok örnek alırlar. Bu nedenle yetişkinlerin konuşma, öfkelerini ifade etme, anlaşmazlıkları çözme ve başkalarına davranma biçimleri, çocuk yetiştirmenin önemli bir parçası olur.

Huzursuz olduğunda sık sık bağıran bir ebeveynin, çocuğunun öfkesini başka bir şekilde ifade etmeyi kendiliğinden öğrenmesini beklemesi güçtür. Araştırmalarda, aile içinde saldırgan davranış örüntülerine maruz kalmak ile çocuklarda saldırganlığın gelişmesi arasında ilişki bulunmuştur.

Bu yüzden çocuğa terbiyeli, sabırlı, nazik ya da dürüst olması gerektiğini söylemek yeterli değildir. Çocuk, bu değerleri yetişkinlerin günlük davranışlarında görme fırsatı bulmalıdır. Saygı konuşma biçiminde, nezaket başkalarına karşı tutumda, dürüstlük ise sözlerle davranışların tutarlılığında kendini gösterir.

Çocuk, ebeveyninin ödül beklemeden başkalarına yardım ettiğini gördüğünde özveriyi öğrenir. Yetişkinler içtenlikle teşekkür ettiğinde minnettarlığı öğrenir. Evinde insanlar özellikleri, tercihleri ya da kökenleri yüzünden küçümsenmediğinde farklılıklara saygı duymayı öğrenir. Aynı durum hoşgörü, dostça davranma ve başkalarına anlayışla yaklaşabilme becerisi için de geçerlidir.

Ebeveynin örnekliği, değerli olması için kusursuz olmak zorunda değildir. Çok daha önemli olan, yetişkinlerin davranışlarının çocuğa kazandırmak istedikleri değerlerle uyumlu olmasıdır. Sonuçta ebeveynin kendi davranışını değerlendirmesinin en basit yollarından biri, çocuğunun ileride başkalarına aynı şekilde davranmasını isteyip istemeyeceğini kendisine sormasıdır.

Sonuç

Sağlıklı çocuk yetiştirmenin temelleri, çocuk kuralları ve açıklamaları anlayabilecek duruma gelmeden çok önce atılır. Çocuğun ihtiyaçlarının önemli olduğunu, duygularının bir anlam taşıdığını ve güvenebileceği insanların bulunduğunu yavaş yavaş keşfettiği günlük ilişkiler içinde oluşur. Büyüdükçe bu güven duygusuna yeni gelişimsel ihtiyaçlar eklenir: Keşfetmek, bağımsızlaşmak, karar vermek, sınırlamaları kabul etmek ve başkalarını anlamak.

Bu nedenle ebeveynin rolü sürekli değişir. Başlangıçta en önemli şey, kendi ihtiyaçlarını karşılayamayan yenidoğanın ihtiyaçlarını fark etmek ve karşılamaktır. Daha sonra çocuğun kendi becerilerini geliştirmesine, deneyimlerinden öğrenmesine ve yavaş yavaş sorumluluk almasına fırsat vermek giderek önem kazanır. Sevgi ile sınırlar, çocuk yetiştirmenin birbirine karşıt iki yönü değildir. Anlayış ve tutarlılıkla bir araya geldiklerinde, çocuğun öz güvenini ve güven duygusunu geliştirebileceği bir ortam oluştururlar.

Ebeveyn, çocuğunun gelecekte karşılaşacağı bütün güçlükleri ortadan kaldıramaz ya da hayatında vereceği her kararın sonucunu önceden güvence altına alamaz. Ancak ona kalıcı bir değer sunabilir: Sevildiğini deneyimlemek, kendisini ve başkalarını anlayabilmek ve kendi yapabileceklerine güvenmek. Gelecekteki yaşamının temelleri, işte bu erken deneyimlerle yavaş yavaş şekillenir.

Ebeveynlik Merkezi’ne dön

Baby Genesis

En kapsamlı ücretsiz bebek takip uygulaması.

Baby Genesis'i iPhone veya Android'e ücretsiz indirin. Temel takip özellikleri için abonelik gerekmez.